Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    Üyelik Tarihi
    04 Ekim 2003
    Bulunduğu Yer
    seviyeli(!) forumlar hi hi hii:P
    Mesaj
    46.382

    10 yasinda bir kiz cocugu nasil hisseder?

    biliyorsunuz ablam ve yegenim yanimda.
    size bizim kizimizla ilgili bir kac sorum olacak.
    guzel kizim 10 yasinda,oldukca asi bir kiz.herseye ama herseye itiraz halinde ve annesiyle surekli bir iddialasma icinde.
    Son 1 2 yil yasadiklari bazi aile sorunlarinin maalesef fazlasiyla farkinda oldu Bihter
    Neredeyse her dedigi yapilanbir kiz cocugu olan guzel kizim,herseyin gulluk gulistanlik olmaigini cok erken farketti.
    Simdi tirnak yeme ve deli gibi yemek yeme sorunu yasiyoruz.
    hep zayif olan Bihtercik son 1 yilda oldukca kilo aldi ve almaya devam ediyor.
    boyu 140 -42 civari kilosu ise 36,5.
    bu durumdan oda rahatsiz ama kendini engelliyemiyor.
    biz nasil yaklasacagimizi bilemedik.napsak ne desek cata cat kavga ediyor,"evet sismanliyacagim,hatta obez olacagim" gibi ucuk cevaplar veriyor.
    hem genckiz hem cocuk
    nasil yaklasmali,napmali var mi bir fikriniz,yada benzer tecrubeniz?

  2. #2
    Üyelik Tarihi
    14 Ekim 2001
    Bulunduğu Yer
    İSTNBL :)
    Mesaj
    19.716

    BUNLARI BULDUM


    Depresyon yaşayan çocuk daha mutsuz oluyor, neşesi kaçıyor, gündelik yaşantısında isteksiz veya verimsiz oluyor...

    Çocuklar hem ekonomik, hem de sosyal açıdan ailenin kontrolü altında olmaları nedeniyle, üstelik yaşı küçük olanların kendilerini ifade etmelerindeki güçlükleri nedeniyle, öncelikle anne babaların veya çocuğu yetiştirmekle yükümlü olanların çocukta bir problem olup olmadığı konusunda uyanık bulunmaları gerekmektedir...

    Birçok hastalığın da bilinen başlama yaşının ergenlik çağlarıdır. "Anne babalar ve çocuğun yakın çevresi çocuktaki problemi fark etseler bile; yalnızca problemin kendisine odaklanıyorlar; ders çalışmama, tırnak yeme gibi. Tek probleme yoğunlaşmak aile ile çocuk arasındaki çatışmayı daha da arttırıp çocuğu da olumsuz etkileyebiliyor."



    Çocuk sorumluluktan kaçar

    Çocuklarda depresyonun hangi belirtilerle ortaya çıktığını ve çocukta gözlenen davranış farklılıklarını ise şöyle özetledi: "Öncelikle depresyonu genel hatları ile özetleyecek olursak; kişi zamanının çoğunda mutsuzdur, üzgündür, önceden keyifle veya kolaylıkla yapabildiği aktivite veya sorumluluklardan kaçmaya başlar, uyku ve iştah düzeni bozulur, motivasyon azlığı nedeni ile dalgınlık, unutkanlık, dikkatsizlik, ölüm düşünceleri geçer aklından, ruhsal ve fiziksel huzursuzluğu dışardan bile gözlenebilir, kendine güvensizlik,hatta yetersizliğin getirdiği suçluluk duyguları yaşanır.

    Çocuklar da bu belirtileri gösterirler ancak çocuğun gelişim özellikleri ve sosyal ilişkilerine bağlı olarak farklı belirtiler de klinik tabloda görülebilir. Küçük çocuklarda ifade becerisi zayıf olduğu için daha çok davranış problemleri ile karşımıza çıkarlar. Genellikle anne babalarının kontrolü altında olduklarından; klinik öykü de anne babanın bakışı tarafından şekillenir.



    Tedavide işbirliği şart

    Ergenlik çağındaki bir çocukta gündelik sorumlulukları savsaklama, okuldan soğuma şeklinde tarifler görülebilir. Tabii ki bunlar sınırlı örnekler."

    Çocuklarda depresyonun tedavisinde bireysel tedaviyle birlikte çocuğun sosyal destek sistemleri üzerinde de çalışılması gerektiğinin altını çizilmesi gerekir. Aile danışmanlığı ve gerektiğinde aile terapisi yöntemleri ile anne babalar ve tüm aile çalışılır; ailedeki diğer bireylerde var olan ruhsal sorunların da tedavisi plânlanır. Çocuğun okul yaşamındaki zorluklarına yönelik olarak okulla işbirliği de tedavide mutlaka düşünülmelidir.

    MEMORYCENTER

    Davranış Sorunları

    Uzm. Psk. Zehra Erol

    Yaşa uygun başlıca toplumsal değerlerin yada kuralların hiçe sayıldığı tekrarlayıcı bir biçimde ve sürekli olarak görülen davranış örüntüsüdür.

    Bozukluğun başlama yaşına göre iki alt tipe ayrılabilir.

    1. Çocuklukta başlayan tip;Davranım bozukluğu 10 yaşından önce ortaya çıkar. Bu tip bireyler genellikle erkektir. Sıklıkla başkalarına göre saldırgandırlar, arkadaşlık ilişkileri bozuktur. Bu çocuklar ergenlikte başlayan alt tipe göre daha kalıcı Davranım Bozukluğu gösterirler.

    2.Ergenlikte başlayan tip; Bu alttipte 10 yaşından önce Davranım Bozukluğuna özgü hiçbir belirti gözlenmez. Çocuklukta başlayan tiple karşılaştırıldığında bu bireylerde saldırgan davranış daha az gözlenir, daha normal arkadaş ilişkileri (başkalarının arkadaşları ile sorun yaşayabilirler) vardır. (DSM-IV)

    Davranım bozukluğu gösteren çocuklar ve gençler sosyal ve duygusal problemleri yoğun olarak yaşarlar. Öfke, saldırganlık, arkadaş ilişkilerinde problemler tüm çocuklarda zaman zaman gözlemlenen davranışlardır. Ancak bu davranışlar kısa sürelidir ve sıklıkla tekrar etmez. Davranım Bozukluğu yaşayan çocuklarda ve gençlerde ise öfkeyi kontrol edememe, inatçılık, yalan söyleme, evden kaçma, okuldan kaçma, cinsel taciz, toplumsal kuralları ciddi şekilde ihlal etme, fiziksel ve sözel saldırganlık, gibi davranış problemleri sürekli ve yenileyen şekilde gözlemlenir. Yaş ilerledikçe davranışların şiddeti de artar. Örneğin küçük yaşlarda sorunlar yalan söyleme, sözel saldırganlık olabilirken, yaş ilerledikçe hırsızlık, fiziksel saldırganlık olabilir. Bazı çocuklarda ve gençlerde hayvanlara eziyet etmede görülebilir. Kendisinin güçlü olduğunu kendine ve çevreye göstermeye ihtiyaç duyarlar. Anlık, dürtülerine göre, uzun vadeli ve karşısındaki kişiyi düşünmeden hareket ederler. Başkalarının duygularını, düşüncelerini ve isteklerini umursamazlar. Sorunların kendisinden değil çevresindeki kişilerden kaynaklandığını düşünerek, problemler karşısında tepkisel davranışlar gösterirler. Bu davranışlarının da doğru olduğunu düşünürler.

    Davranım Bozukluğu yaşayan çocuklar ve gençler okulda da sorunlar yaşarlar. Okul başarıları yaşı, zihinsel yetenekleri dikkate alındığında beklenenden düşüktür. Öğrenme problemlerine dikkat sorunları da eşlik edebilir. Akademik başarısızlıklarının yanı sıra okulda disiplin sorunları ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşarlar. Arkadaşları tarafından istenmeyebilirler. Okulda yaşanan sorunlar okulu terk etmelerine yada okuldan atılmalarına kadar varabilir.

    Erken yaştan itibaren yaşıtları tarafından dışlanan, akademik sorunlar yaşayan ve aile içi problemler yaşayan gençler ait olma duygularını karşılayabilmek için marjinal gruplara kayabilir yada kendileri marjinal gruplar oluşturabilirler. Bu gençlerde ayrıca madde istismarı ve erken cinsel davranışlar gözlemlenebilir. Bu bireyler madde istismarı (alkol, madde,sigara kullanımı) açısından da risk grubu oluşturmaktadırlar. İntihar eğilimi ve girişimi de görülebilir. Davranım bozukluğunun erkeklerde görülme sıklığı kız çocuklarına göre biraz daha fazladır


    MEMORYCENTER


    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE/VEYA HİPERAKTİVİTE VE YEME BOZUKLUĞU

    YİYEREK KENDİ KENDİNİ TEDAVİ
    Biz insanlar, duygusal, fiziksel ve ruhsal acılarımızı azaltabilmek için değişik yollar bulmaya çalışırız. Bazı insanlar DEHS belirtilerinin açtığı ve üzüntüleri giderebilmek amacıyla alkol ve başka uyuşturucular kullanırken, diğerleri de kumar, aşırı para harcama ve seks bağımlılığı tarzı davranışlar içine girebilirler. Kişisel tedavi, hislerimizi değiştirebilmek amacıyla kullandığımız maddeler ya da davranışlardır. Yararlı olmayan, ama geçici bir süreliğine kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak yiyecekler yemek de bir tür kisişel tedavi yöntemidir. Kişisel tedavideki problem, tedavinin başta işe yaraması, ama daha sonra yeni problemlere yol açmasıdır.

    Yemek, geçici bir süreliğine DEHS’in neden olduğu fiziksel ve zihinsel huzursuzlukları önleyebilir. Bu nedenle yemek, DEHS’li kisilerin okurken, çalışırken, televizyon ya da sinema izlerken daha iyi odaklanmalarını sağlayabilecek bir kontrol yöntemi olarak kullanılabilir. Eger beyniniz ani ve aşırı isteklerinizi kontrol edebilecek kadar hızlı değilse, hic düşünmeden yiyebilirsiniz. Bağımlılık derecesinde aşırı-yiyiciler 1 kutu dondurmayı ya da bol yağlı, koca bir paket patlamış mısırı bir oturuşta yediklerini farkettiklerinde şok olurlar. Bu tip insanlar, ne kadar yediklerinin bilincinde değillerdir. Yemek onları bir süreliğine de olsa, coğu zaman aktif ve karmaşık olan DEHS’li beyinlerinden uzaklaştırıp, hoş bir ‘uyku benzeri’ duruma sokar.

    Her ne kadar yemeği ilaç olarak düşünmesek de, yemek ilaç gibi kullanılabilir. Hepimiz yaşamak için yemek zorundayız; fakat belirli yiyecekleri az ya da çok yemenin yol açtığı farklı sonuçlar vardır. Yemek yemekten tamamıyla uzak durmanın hiç bir şekilde imkani olmadığı için, yemek yeme bozukluklarından kurtulmak da oldukca zordur. Belirli yiyeceklerden, mesela şekerli yiyeceklerden, belirli bağımlılıkları körükledikleri için uzak durmaya çalışabiliriz. Fakat nereye bakarsak bakalım, bu yiyecekleri görmekten ve koklamaktan kendimizi alıkoyamayız.

    NEDEN YEMEK?
    Yemek herkes tarafından kabul gören bir şeydir. Kendimizi rahatlatmak için kullanabileceğimiz, kültürel olarak kabul edilebilir bir yöntemdir. DEHS’li bazı insanları sakinleştirmede kullanılan ilk madde, yiyecektir. DEHS’li cocuklar coğu zaman kurabiye, şeker, kek, makarna gibi şeker ve karbonhidrat açısından zengin yiyecekler ararlar. Ayrıca kompalsif aşırı-yiyenler, tıkabasa yiyenler (binger) ya da tıkabasa yiyen ve sonra istifra edenler (binge and purge) bu tip yiyecekler yerler. Tıkabasa yenen yiyeceklerin şeker ve karbonhidrat acısindan zengin olması, DEHS’li beynin glukozu emerken ne kadar yavaş oldugu gözönüne alınırsa, hiç de tesadüf değildir. Zametkin’in calısmalarinin birindeki PET scan sonuçları, hiperaktif yetişkin insanların global beyin glukoz metabolizmalarinin, normal yetişkin insan beyninden %8.1 daha yavaş oldugunu göstermiştir[1]. Bir başka araştırma da, DEHS’li yetişkinlerin (hiperaktif ya da hiperaktif özellikler göstermeyen) beyinlerindeki glukoz metabolizmasının daha yavaş olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, tıkabasa yiyicilerin beyin kimyalarını değiştirebilmek amacıyla bu tür yiyecekler yediklerini öne sürmektedir.

    SEROTONİN BAĞLANTISI
    Serotonin, depresyon belirtileriyle ilişkisi bulunmuş bir neurotransmitterdir (beyinde hücreler arası iletişimi sağlayan kimyasal madde). Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı istekleri ve iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine yolaçabilir. Vücuttaki serotonin miktarını arttırmanın yollarından birisi, şeker ve karbonhidrat açısından zengin yiyecekler yemektir. Bu şekilde beyin kimyamızı değiştirme çabamız ne yazık ki kısa ömürlü olacaktır. Dolayısıyla kendimizi iyi hissetmeye devam edebilmek için, durmadan ve daha fazla yememiz gerekir.

    Serotonin miktarının yeterli seviyede olması ayrıca ani ve aşırı isteklerin kontrolünü de sağlayarak, kişinin yemeden önce düşünebilmesine de yardımcı olacaktır.

    KOMPALSİF AŞIRI YEME
    Bir çoğumuz bazen gereğinden fazla yemek yeriz. Ac olmadığımız halde sadece zevk olsun diye yemek yiyebildiğimiz gibi, bir akşam yemeğinde ya da bir kutlama yemeğinde planladığımızdan fazla yiyebiliriz. Bazı insanlar içinse aşırı yemek, durdurulamaz bir bağımlılık/compulsion haline gelebilir. Aşırı yiyenler, yemek yemeyi durdurabilme kontrollerini yitirirler. Bu tip insanlar yemeyi açlığı gidermek icin değil, içinde bulundukları ruh hallerini değistirebilmek için bir araç olarak kullanırlar. Kompalsif aşırı yiyenler tuz, şeker ve karbonhidrat açısından zengin yiyecekler yeme krizine girme eğilimli olurlar.

    TIKABASA YEMEK
    Tıkabasa yemenin aşırı yeme bozukluğundan farkı, tıkabasa yiyicilerin yemeyi önceden planlamaları ve bundan heyecan duymalarıdır. Yenecek yiyecegi almak, tıkabasa yiyebilmek için zaman ve yer bulmak, DEHS’li beynin özellikle aradığı risk ve heyecanı yaratır. Yüksek miktarlarda alınan bol şekerli ve karbonhidratli yiyecekler, vücutta kısa sürede metabolize edilirler. Tıkabasa yemek, yaklaşık 15-20 dakika sürer. Yeterli serotonin ve dopamine miktarları, tıkabasa yeme ve bulimiyadaki ani ve aşırı istekleri kontrol etme problemlerini önlemeye yardımcı olur.

    HİPERAKTİF.ORG



  3. #3
    Üyelik Tarihi
    14 Ekim 2001
    Bulunduğu Yer
    İSTNBL :)
    Mesaj
    19.716

    AŞIRI KİLOLU (ŞİŞMAN) ÇOCUKLAR


    AŞIRI KİLOLU (ŞİŞMAN) ÇOCUKLAR
    Birçok aile, çocuklarının sağlıksız olmalarından endişe duyar. Çocuğunuzun ideal kilosunda olup olmadığını anlamanın en sağlıklı yolu, bir çocuk doktoruna giderek, çocuğunuzun boy, kilo ve yaş oranını kontrol ettirmektir. Eğer çocuğunuz ideal kilodan biraz biraz yüksekse, gelişim aşamasındaki bu yaş grubu için bir şey denemez.

    Çocuğunuza daha fazla kilo almasına engel olmak için, yeme alışkanlığını değiştirerek yardımcı olabilirsiniz. Bunu sağlamak için; yoğun yağ ihtiva eden yiyeceklerin alımının azaltılması ve fiziksel aktivitelerin yoğunluğunun arttırılması gerekir. Ama akılda tutulması gereken şey, asla çocuğunuza cezalandırma ya da azarlama yoluna gitmemesi; tersine olumlu telkinlerde bulunulması gerekir.

    Eğlenceli fiziksel aktivitelere aile bireylerinin topluca katılımı sağlanırsa daha etkili olur. Eğer çocuğunuz ideal ağırlığın %40 kadar üzerindeyse doktor tavsiyesi ve spor uzmanı eşliğinde, sağlıklı kilo kaybı programı önerilir. Bu program sırasında amaç sadece kilo kaybı değil, bunu uzun vadede yaşam alışkanlığı kazanmasına katkıda bulunmaktır. Çocuğunuzun hangi şekil ve ölçüde oluşu önemli değildir, önemli olan; bu şekilde mutlu olmasına, kendisini sevmesine, iyi kabiliyetlerini ve kuvvetli yönlerini keşfetmesine yardımcı olmaktır.Çocuğa, sağlıklı ve kuvvetli olmanın önemi tekrar tekrar ifade edilmelidir.

    Asla bu yaş gurubundaki çocuğunuzu doktoruna danışmadan diyet uygulamaya çalışmamalısınız. Yemek yemesini bilinçsizce kısıtlarsanız; bu çocuğun normal büyüme ve gelişmesini ciddi şekilde engeller. Uzmanına danışarak hareket etmek en sağlıklı yoldur.

    Bununla birlikte, hızlı büyüme ve kilo alımı, bebeklik döneminden başlayarak yetişkinliğe kadar devam eden sürecin bir parçasıdır. Çocuklarınızı organizeli ya da bireysel spor aktivitelerine katılmalarına teşvik edin, cesaret verin. Her gün en az yarım saatlik eğlenceli spor aktivitelerine katılımını sağlamak hem kilo sorunlarının önüne geçilmesine hem de kendine olan özgüvenini kazanmasına, dolayısıyla mutlu olmasına katkıda bulunacaktır. Birçok çocuk, ailesinden uzaklaşarak bir aktiviteye katılmaktan endişe duyar. Bunu, çocuğunuzla beraber bir aktiviteye katılarak avantaja dönüştürebilirsiniz.

    Eğer çocuğunuz, evde sürekli yanınızda oturmaya, televizyon seyretme, bilgisayar veya video oyunları oynamaya eğilimliyse, ailenizin topluca yapabileceği bir fiziksel aktiviteye katarak hissettirmeden bu eğilimlerinden vazgeçirebilirsiniz. Nasıl mı? Onu alın beraber yürüyüşe çıkın, bisiklete binin.

    Büyüdüklerinde; birlikte zaman geçirmeyi, bir şeyleri paylaşmayı isteseniz de yapmazsınız. Daha sağlıklı ve mutlu bir neslin yetişmesi her ana - babanın isteğidir sanırım. İki şey, paylaştıkça büyür; biri BİLGİ, ötekisi ise SEVGİDİR.

    EĞİTİM.COM

  4. #4
    Üyelik Tarihi
    14 Ekim 2001
    Bulunduğu Yer
    İSTNBL :)
    Mesaj
    19.716

    ÇOCUK VE GENÇLERDE YEME BOZUKLUKLARI

    Obesite
    Çocuklarda yeme ile ilgili olarak ortaya çıkan, ancak anoreksinin arkasında kalmış bir sorundur. Özellikle de erişkinlerdeki obesite ile ilgili çalışmalar sonrası ortaya çıkmıştır. Klinik anlamda obesite, kişinin ağırlığının boyuna göre beklenen kilodan %20 daha fazla olması şeklinde tanımlanır. %60 ya da daha fazla olması ise ağır risk etkeni olarak değerlendirilir. Okul çağındaki çocuklarda sıklığı %5 oranındadır.
    Obesitenin yerleşmesi için iki dönem vardır:

    Bebeklik döneminde başlayan,
    2-12 yaşlarında başlayan.
    Dolayısıyla, birincil ve ikincil olmak üzere iki tür obesiteden söz edilebilir. Yağ hücrelerinin yapı ve sayısı bakımından çocuk hekimleri üç tip şişmanlık tanımlamışlardır:

    Hiperplazik tipte yağ hücrelerinin sayısı artmıştır. Obesite hayatın ilk yıllarından itibaren başlar.
    Hipertrofik tipte yağ hücrelerinin hacimleri artmıştır.
    Karışık tipte ise beslenme bakımından obesite, tıkınırcasına ya da aşırı yemenin olduğu bir dönemden sonra başlayabilir. Ancak sıklıkla, aile ortamındaki aşırı yemek yemenin bir sonucudur. Bu aşırı yeme bütün alanlara yayılabileceği gibi, şekerli gıdaları yeme şeklinde sınırlı da olabilir (okul dönüşü şekerli gıdaların fazla alınması gibi). Hormonal bir nedene bağlı obesiteler çok nadirdir (%1'in altında) ve genellikle bir gelişme geriliği ile birlikte görülür. Psikolojik anlamda bir kez obesite yerleştikten sonra tepkisel ya da nedensel bozuklukların ayırdedilmesi zordur.

    Obesiteye eşlik eden psikolojik sıkıntılar diğer belirtilerle ortaya çıkar. Bunlar, okul başarısızlığı ve gece altını ıslatma (ikincil obezlerde en sık rastlanır) gibi göstergelerdir.

    Zeka geriliğinde de obesiteye sık rastlanır. Çocuk sembolik anlamlar bulamadığı için doyum arar. Aile ise eğitici olması gerekirken çocuğun beslenmesine yönelmiştir. Sıklıkla, ailenin duygusal bakımında eksiklikler söz konusudur. Obesitenin gelişmesi ve çocuğun muayeneye getirildiği yaş arasında uzun süreler vardır. Kural dışı olarak ergenlik dönemi verilebilir. Aileler 11-13 yaşlan arasında, daha çok da kızlar için endişe ederler. Obezlerin %15-25'i zayıflarken, diğerlerinde obesite, yetişkinlik dönemlerinde de devam eder.

    Dikkatin obesite belirtilerine yöneltilmesi, tedavide başarısızlıkla sonuçlanır. Çünkü aile, çocuğun diyet yapmasını ister, çocuğun ise böyle bir isteği yoktur. Diyet süresince çocuk zayıflatılabilirse de diyetin bitmesiyle kilolarını hızla alacaktır. Kalori kısıtlaması gereklidir, fakat şişmanlığın psikosomatik değerlendirilmesi gerekir. Tedavi, çocuğun uyumu olmaksızın bir işe yaramaz. Duygusal destek, davranış düzenlenmesi, aşırı yeme ve perhiz ile ilişkili kaygı ya da depresyona yardım önerilir. İlaç ile tedavi hiçbir zaman önerilmez. İştah kesiciler (amfetamin) ya da cerrahi yöntemlerin yararı ise sınırlıdır.


    EĞİTİM.COM

  5. Re: 10 yasinda bir kiz cocugu nasil hisseder?

    bir arkadasımın kızı inatla yemek konusunda sınır tanımıyor
    yeme kızım dedikçe daha çok abartıyor, yeme demesi ters tepki yaptı.kilosu normalin üstünde daha 11 yasında.elinden ekmek arası düşmüyor.

    onun çözümü belki yardımcı olabilir;

    öncelikle hafta sonları aktvitesini arttıracak kurslara göndermeye basladı.aynı gün içinde hem yüzme hemde tenis dersleri var spora yöneltti kızını.bunlar en çok kalori sarfettiren sporlarmıs.hafta içi okuldan gelince evde dans ediyormus.

    yegenin baska sporlarda yapabilir neye ilgisi varsa one yönlendirin derim.
    ben böyle derimde, uzmanlar ne der onuda vildan yazmış fusuncum.

  6. #6
    Üyelik Tarihi
    18 Haziran 2003
    Bulunduğu Yer
    Türkiye İstanbul Erenköy
    Mesaj
    2.206

    Re: 10 yasinda bir kiz cocugu nasil hisseder?

    Benim kızım da 10 yaşında (yakında 11 olacak). Kendi tecrübelerimden söyleyebilirim çocukla inatlaşma hiç bir çözüm getirmiyor. Farklı aktivitelere yöneltmek özellikle de bir spor yapmasını sağlamanın etkili olacağını düşünüyorum. Onunla konuşurken "yemek yeme" şeklinde değil de yemek semesinin nelere yol açabileceği konusunda konuşmak yararlı olacaktır. Direkt yama şeklindeki emir cümlelerine reaksiyonları sert oluyor anack yumuşak bir uslupla özellikle de sonuçlar üzerinde konuşulduğu zaman çocuklarda daha etkili oluyor.
    İlk başta anne ve babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne ve babası oluruz. Daha sonra anne ve babamızın anne ve babası, en sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz. (Milton Greenblatt)

  7. #7
    Üyelik Tarihi
    09 Ocak 2004
    Bulunduğu Yer
    Manisa/Türkiye
    Mesaj
    4.389

    Re: 10 yasinda bir kiz cocugu nasil hisseder?

    füsunum,bence türkiyede büyüyen çocukların gençliğe adım attıklarından itibaren sorunları başlıyor.Sebep çoğunlukla konuşamamalrı yada soramamaları.Ben o yaşlarda rejim yaptığımı hatırlıyorum kan kusana kadar rejim yaptım sebebini hatırlamıyorum bile.
    Bence ortam değiştirmesi çok güzel olmuş en azından eğlenir biraz.Bence sabırla herşey hallolacaktır.Ben yatılı okula gidince kendimi daha çok önemsemeye başladım.halbuki ailemin tek kızıydım babam ve annem üzerime titrerdi ama eterli gelmemiş demekki kendimden hoşnut olamadım.
    yani sabır canım benim aklıma başka birşey gelmiyor.
    Sevgiler en kısa zamanda atlatmanızı diliyorum.
    Meral ve Dünya Tatlısı Oğlu İsmail Utku (10 yaşını bitirdi)

    ANNESİ SAMSUNLU BABASI MANİSALI


    Fani dünyanın baki padişahı değiliz. Biz parçalanmış gönül hırkalarını yamar dikeriz. Biz dostlarla ağlar dostlarla güleriz...

 

 

Benzer Konular

  1. 70 yasinda nasil olurum ? :-)
    Konuyu Açan: Linde, Forum: Genel Forum.
    Cevap: 19
    Son Mesaj: 14 Kasım 2011, 17:13
  2. Cevap: 59
    Son Mesaj: 23 Nisan 2011, 21:33
  3. 5-6 yasinda cocugu okula giden anneler?
    Konuyu Açan: PENGUIN, Forum: Genel Forum.
    Cevap: 17
    Son Mesaj: 06 Mayıs 2009, 14:25
  4. Cevap: 32
    Son Mesaj: 06 Ocak 2008, 21:38
  5. Ergenlik yasinda cocugu olan anneler önerilerinizi bekliyorum.
    Konuyu Açan: imported, Forum: Genel Forum.
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 04 Mart 2005, 08:02

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Dosya Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
 
 
Lidya.Net
Bu site Lidya.Net tarafından hazırlanmış ve yayınlanmaktadır © 1998-2012. Bu sitede yayınlanan yazılar, kaynak ve yazarı belirtilmek kaydıyla kullanılabilir.
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren AnneCocuk.com adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K' nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan ve yazdıkları yazılardan kendileri sorumludur.
AnneCocuk.com ile ilgili yapılacak tüm hukuksal şikayetler iletişim linkinden iletişime geçildikten sonra en geç 2 (iki) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve size geri dönüş yapılacaktır.